AYVALIK’TA KADINLARDAN ÇAĞRI; ‘İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ UYGULA’

675

Nilgün KAYA

Ayvalık Cumhuriyet Alanı’nda, 5 Ağustos Çarşamba günü gerçekleştirilen büyük kadın buluşmasında kadınlar, “ Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesini asla kabul etmiyoruz. Haklarımızdan, hayatımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” diye haykırdı.

Ayvalık Kadın İnisiyatifi tarafından düzenlenen etkinlikte bir araya gelen kadınlar, kadına yönelik şiddetin son bulmasını, kadınları her türlü şiddete karşı korumak amaçlı İstanbul Sözleşmesinin uygulanmasını talep etti.

DÜN, YANI BAŞIMIZDA BİR KADIN DAHA ÖLDÜRÜLDÜ”

İnisiyatifi adına yaptığı açıklamada Nebahat Dinler, “Bugün, “Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini asla kabul etmiyoruz” demek, “ haklarımızdan, hayatlarımızdan asla vazgeçmeyeceğimizi” haykırmak için toplandık. Artık her sabah en az iki kadın cinayeti haberiyle uyanıyor, gün boyu kadınlara, çocuklara yönelik şiddet, tecavüz haberleriyle sarsılıyoruz. İstanbul Sözleşmesini tartışmaya açmak bile şiddeti artırdı. Sadece Temmuz ayında 36 kadın cinayeti işlendi. Dün yanı başımızda bir kadın daha öldürüldü. Edremit’te 27 yaşındaki Yonca Tatarka, “boşandığı gün” terkedilmeyi hazmedemeyen erkek tarafından sokak ortasında katledildi. Öldürenler kim? Kocalar, eski eşler, eski ilişkile, İşte böyle bir ortamda bizi koruması, kollaması gereken İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin çekilmesi isteniyor. Mevcut ceza yasalarını uygulamak yerine, kadınların kazanılmış haklarına utanmadan göz dikiyorlar. “İstanbul Sözleşmesi öldürür” ,“İstanbul Sözleşmesi Aileyi yok ediyor” kampanyası yapan erkek egemen zihniyet; aileyi kutsayıp, kadını da “kutsal emanet” olarak gören anlayış, kadının özgürlüğüne, erkeklerle eşit haklar istemesine tahammül edemiyor. Amacı “kadınları her türlü şiddete karşı korumak, ev içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak” olan ve zaten uygulanmayan İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmeyi tartışmak ve tartışılmasına mahal vermek, kadınları şiddete, tecavüze mahkum etmek demektir. Kadın örgütleri, 6 yıl önce imzalanan İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için mücadele ederken, Sözleşmeyi ilk imzalayan ülke olmakla övünen Türkiye, şimdi İstanbul Sözleşmesi’nden tümüyle çekilmeyi düşünüyor. Kadın-erkek eşitliğinin yok sayılması, kadına şiddet ve tecavüzün meşrulaştırılması anlamına gelen, Türkiye’nin geleceğini derinden etkileyecek bu kararın verileceği, AK Parti Merkez Karar ve Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı bugün yapılacaktı ama ertelendi. Kadınların aleyhine çıkması muhtemel kararları erteletebilmek, Türkiye kamuoyunu harekete geçirebilmek, kadınların hiç de küçümsenmeyecek bir başarısıdır. Biz kadınlar mücadele ederek, kadın dayanışmasını Türkiye’nin her köşesine taşıyarak direnişimizi sürdüreceğiz. Her alanda, her yerde “ haklarımızdan da hayatlarımızdan da asla vazgeçmeyeceğimizi” haykırmaya devam edeceğiz.”

HAKLARIMIZDAN, HAYATIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ”

İstanbul Sözleşmesi’ne neden karşı çıkılıyor? Çünkü sözleşme kadına yönelik şiddetin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğu kabulüyle başlar ve devletleri bu eşitsizliği gidermekle yükümlü kılar. İstanbul Sözleşmesi, şiddeti kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin bir sonucu olarak görür ve eşitliği sağlayacak politikaların geliştirilmesi için yol gösterir. Sözleşmeden çekilmek; kadınların haklarından, eşitlik mücadelesinden vazgeçmesi, erkek egemen zihniyetin hayatlarımıza el koyması demek. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır. Çünkü; taraf devletlere “herkesin, özellikle de kadınların, gerek kamu, gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri almak” yükümlülüğünü getiriyor. Sözleşmeden çekilmek; devletin bu yükümlülükten kurtulması, kadına yönelen şiddetin daha da artması demek. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır. Çünkü; kadınların ve çocukların şiddetsiz bir hayat yaşama hakkını korur. Devletlere, devletin tüm mekanizmalarını işleterek kadınlara ve çocuklara karşı şiddeti ortadan kaldırmak için her türlü tedbiri alma görevini yükler. Sözleşmeden çekilmek; devletin bu görevlerini yerine getirmemesi, kadına yönelen şiddetin daha da artması demek. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır. Çünkü; şiddetin çocuklar önünde gerçekleşmesi, silah kullanılması, şiddetin tekrar etmesi gibi durumları yüksek riskli durumlar olarak görüp acil önlem alınmasını sağlar. Kadın cinayetlerini engeller. Sözleşmeden çekilmek; devletin acil önlem almaması, kadın cinayetlerinin artması demek. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır. Çünkü;  ısrarlı takip faillerinin cezalandırılmasını sağlar. Kimse, birlikte olmayı reddettiği ya da ayrılmak istediği için şiddete maruz bırakılamaz, öldürülemez. Cinsiyetçi gerekçelerle yapılan indirimleri engeller, cezasızlığı ortadan kaldırır. Sözleşmeden çekilmek; ceza almayacağından emin olan erkeklerin kadınlara daha fazla şiddet uygulaması, demek. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır. Çünkü; kadına karşı her türlü şiddetin ortadan kaldırılması, kadın cinayetlerinin önlenmesi için kolluk kuvvetlerinin üzerine düşen yükümlülükleri hatırlatır. 7/24 çalışan ücretsiz alo şiddet hattı,  sığınaklar ve cinsel şiddet kriz merkezleri gibi destek mekanizmaları  ile şiddete maruz kalan kadınları ve çocukları korur. Sözleşmeden çekilmek; şiddete uğrayan kadın ve çocukların yardım alamaması, şiddetin ortasında bırakılmaları demek. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır. Çünkü; Kadına yönelik şiddetle mücadelede belediyelere de sorumluluk yükler. Türkiye’de nüfusu 100.000’in üzerinde olan en az 237 belediyenin sığınak açma zorunluluğu varken bugün sığınağı olan belediye sayısı 32’dir. Tüm belediyeleri sığınak açarak İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamaya çağırıyoruz. Sözleşmeden çekilmek; belediyeleri bu sorumluluktan kurtarırken, kadın ve çocukları destekten mahrum bırakarak, şiddete teslim etmek demek . İstanbul Sözleşmesi Yaşatır. Çünkü; eşitlikçi aileye giden yoldur. Cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan şiddeti önleme, ev içinde kadına yönelik şiddete müdahale görevini devlete verir. Devlete, özel alana girme yetki ve görevi yükleyerek, ataerkil pazarlığı bozar. Sözleşmeden çekilmek; ”aile yıkılıyor” diye haykıranların eril hegemonyalarını, kadın ve çocuğa uyguladığı şiddeti görünmez kılmak demek. Ev içindeki şiddette erkek egemenliğinin sürdürülmesi için gerekli görülen bilinçli politik seçim demek. Yuvayı yıkan yasalar ve sözleşmeler değil şiddettir.İstanbul Sözleşmesi her kadının yaşam hakkının güvencesidir. İstanbul Sözleşmesi, Anayasanın 90. Maddesi uyarınca kanun hükmündedir. Türkiye’de kadına yönelik şiddet hem özel, hem de kamusal alanda her geçen gün artarken, İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkılmalıdır.”

“SÖZLEŞMEYİ UYGULA, CİNAYETİ ENGELLE”

2019 yılında, Türkiye genelinde kadına yönelik şiddetle ilgili 4 bin 76 suç duyurusunun yüzde 82,4’üne, yani 3 bin 357’sine “kovuşturmaya yer yok” kararı verildi. 2019 yılında, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarla ilgili şikayetçi sayısı 138 bin 529, bu şikayetlerin 64 bin 972’si takipsizlikle sonuçlandı. Temmuz ayında 36 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Pek çok kadın cezasızlık ve maruz kaldıkları kötü muamele yüzünden şikayetçi olmaktan korkuyor. Çünkü, şiddet faili erkekler cezasız kalırken, şiddete karşı mücadele eden, hakkına, hayatına sahip çıkan kadınlar yargılanıyor. Şiddete uğrayan kadınların başvuracağı derneklerin ofisleri basılıyor, kadın aktivistler tutuklanıyor, kadın dernekleri hedef gösteriliyor. Mevcut ceza yasalarını uygulamak yerine, kadınların kazanılmış haklarına utanmadan göz dikiliyor. Kadın cinayetleri salgınının, şiddetin asıl nedeni;  kadın erkek eşitsizliği ve bu eşitsizliği yaratan, besleyen erkek egemen ideolojiler ve politikalardır. Biz, kadına yönelik şiddetin, var olan kanunların, sözleşmelerin uygulanmasıyla önlenebileceğini biliyoruz. İşte tam da bu nedenle, “ İstanbul sözleşmesi kadınların gözbebeğidir”, “ İstanbul Sözleşmesi kadınların insan hakları sözleşmesidir” diyoruz.dedi.