KADINLAR, SEÇME VE SEÇİLME HAKKI KAZANIMLARININ 85. YILINI KUTLADI

KASAİD Şube Başkanı Filiz Karayelli

Nilgün KAYA

Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme Derneği Ayvalık şubesi, Türk Kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 85’nci yıldönümünü kahvaltılı toplantı ile kutladı.

6 Aralık Cuma günü düzenlenen etkinlikte konuşan KASAİD Ayvalık Şube Başkanı Filiz Karayelli, hayatın tüm alanlarında ve siyasette de cinsiyetçiliğin ortadan kalkması gerektiğini söyledi. Karayelli, “Bir ülkenin modern ve gelişmiş olup olmadığının en büyük göstergesi ne geniş yollar, ne uzun köprüler, ne büyük havaalanları, ne de lüks binalardır. Bir ülkenin gelişmişliğinin en büyük  göstergesi kadının o ülkedeki konumudur. Kadın sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi yaşamın içinde aktif olarak yer alıyorsa o ülke modern bir toplum olarak kabul edilebilir. Kadın siyasetin içindeyse, yönetimdeyse, sadece yönetilen değil yöneten ise o ülkede demokrasiden ve gelişmişlikten bahsedilebilir. Demokrasi istiyorsak siyasette kadının temsilini arttırmalıyız. Hayatın tüm alanlarında ve  siyasette de cinsiyetçilik ortadan kaldırılmalıdır. Nüfusun yarısını oluşturan kadınların karar alma süreçlerine katılamaması, siyasette eşit oranda temsil edilememesi, her şeyden önce bir demokrasi meselesidir. Ancak, demokrasi tüm siyasal tartışmaların odak noktasını oluşturduğu halde, kadınların eksik temsili konusu göz ardı edilmektedir. Ayrıca kadın bakış açısının siyaset ve yönetim kademelerine yansıtılması daha yaşanılabilir bir Türkiye için şarttır. Ancak günümüzde birçok alanda eğitim, meslek seçimi, çalışma koşulları açısından daha iyi konumda olsalar da, siyasal yaşam kadınlara kapalı bir arena olmaya devam etmektedir. Bir ülkede karar alma süreçlerinde nüfusun yarısı temsil edilemiyorsa, o ülkede alınan kararların demokratik ve çoğulcu olduğundan söz edebilmek mümkün değildir. Demokratik yaşamın güçlendirilmesi ve cinsiyete dayalı eşitsizliklerin kaldırılmasında daha etkin olunabilmesi için kadınların siyasette eşit oranda yer almaları gerekir. Her ne kadar eksik temsilin nedenlerini kadınların siyasete ilgisizliği, toplumsal ve kültürel yapı, siyasal sistem ve partilerin yapısı, eğitim, ekonomik nedenler olarak belirlesek bile bütün bunların temelini tarih boyunca süregelen erkek egemen bakış açısı oluşturmaktadır. Siyasal yaşam dünyada ve ülkemizde kadın erkek eşitsizliğinin en belirgin olarak görüldüğü alandır. Erkeği “güçlü, akıllı, yöneten”, kadını “güçsüz, duygusal, korunması gereken, yönetilen” olarak gören erkek egemen zihniyet, kadınların siyasete katılımının önünde aşılması zor bir engel oluşturmaya devam etmektedir. Ülkemizde Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte Atatürk’ün önderliğinde çağdaş uygarlığa ulaşma amacıyla yapılan devrimler, kadın haklarının geliştirilmesinin temelini oluşturmuştur. Bu dönemde başta Medeni Kanun’un kabulü olmak üzere zamanın koşullarına uygun “yurttaş hakları” eşit olarak tanınmış ve kadınlara seçme seçilme hakkının verilmesiyle kadın haklarında hedeflenen süreç tamamlanmıştır. Türk kadını 3 Nisan 1930’da belediye seçimlerine, 1933’de muhtarlık seçimlerine katılma hakkını kazanmış, 5 Aralık 1934 tarihinde de milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir. 1924 Anayasasının “On sekiz yaşını ikmal eden her erkek Türk mebusan intihabına iştirak etmek hakkını haizdir” hükmünü içeren 10. maddesi, “Milletvekili seçmek, yirmi iki yaşını bitiren kadın, erkek her Türk’ün hakkıdır”   şeklinde değiştirilmiş,  11. maddesinde de “Otuz yaşını bitiren kadın, erkek her Türk milletvekili seçilebilir”  şeklinde değişiklik yapılarak, 1934’e kadar sadece erkeklerin sahip olduğu seçme ve seçilme hakkı kadınlara da tanınmıştır. Böylece Türkiye’de kadınlar, birçok batı ülkesinden önce seçme seçilme hakkına sahip olmuşlardır.1934 yılında kadınlara milletvekili seçme seçilme hakkının verilmesinden sonra 1935 yılında yapılan seçimlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine 18 kadın milletvekilinin seçilmesi, günümüzde kullanılan anlamıyla “özel önlemler”, “fırsat eşitliği tanıma” veya “pozitif ayırımcılık”  yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin (CEDAW), henüz imzalanmamış olduğu o yıllarda TBMM’de kadın milletvekili oranının % 4,6’ya ulaşması Cumhuriyet devrimlerinin yaşama geçirilmesindeki kararlılığın göstergesidir. Kadınlara o dönemin koşullarına göre çağdaş ve ileri siyasal haklar verilmiş ve yaşama geçirilmiş olmasına rağmen, ne yazık ki sonraki yıllarda bu doğru başlangıç sürdürülememiştir. Günümüzde genel seçimler dışında, kadınların yerelde de siyasi alanda temsili yok denecek kadar azdır.”

“Kadının siyasal yaşamda yer almasının önündeki engeller; eğitimsizlik sorunu, toplumsal ve kültürel yapı ekonomik bağımlılık, siyasi sistem ve parti yapıları kadınların siyasete ilgisizliği şeklinde sıralanabilir. Kadınların siyasete ilgisizliğini, eğitim durumları ve ekonomik bağımsızlıklarını da göz önünde tutarak bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Ancak kadının eğitimli olması ve ekonomik bağımsızlığı olması da siyasal yaşama katılabilmesi için yeterli olmamaktadır. Bu nedenle, birçok ülkede görüldüğü gibi Siyasi Partiler Kanununda her iki cinsin eşit temsilini sağlayacak şekilde değişiklik yapılması gerekmektedir. Ülkemizde kadınların siyasal yaşamda yer alamamaları, siyasette cinsiyet ayrımcılığının kökleşerek kısır döngü halinde devam etmesine yol açmaktadır. Bugün parlamentolarında %40’ların üzerinde kadınların yer aldığı ülkeler, bu eksikliğin telafisi için “kararlı bir eşitlik politikası” uygulamışlardır. Birçok ülkede üzerinde önemle durulup, gerçek demokrasinin gereği olarak değerlendirilen “kadınların siyasete eşit katılımı” özel önlemlerle ve yöntemlerle desteklenmiş, kadınların yerel ve merkezi yönetimlerde belli oranlarda yer almaları sağlanmıştır. Siyasette “cinsiyet kotası”, eşitsizliğin kaldırılmasının anahtarıdır. Kadınların siyasette eşit ve etkin temsilinin önündeki en büyük engel, geleneksel iş bölümünün yarattığı toplumsal eşitsizlik ve erkek egemen siyasi kültür olduğuna göre, bu engellerin ”kadınlar yasalar önünde eşittir, siyaset kadınlara açıktır, isteyen katılsın” anlayışıyla aşılabilmesi mümkün değildir. Seçim kampanyalarında ve söylemde ön planda tutulan kadınlar, aday listelerinde en alt sıralara konulmaktadır. Kadınlara “aday olmaya cesaret edin; erkekler gibi mücadele edin; rekabetten kaçmayın;  elinizi taşın altına koyun” denilerek siyasette yer almalarını söylemek, yaşam gerçeğiyle bağdaşmamaktadır. Çünkü uygulamada adaylaştırmak sadece Parti Başkanının yetkisindedir. Bu nedenle, başlıca çözüm “cinsiyet kotasının” bir an önce parti tüzüklerine konulması, Seçim Kanununda ve Siyasi Partiler Kanununda bu yolda değişiklik yapılması ve uygulanmasıdır. Türkiye’nin 1985 yılında onaylayarak taraf olduğu, uygulamayı taahhüt ettiği “BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin 4. maddesinde”  kadın-erkek eşitliğini fiilen sağlamak ve bu süreci hızlandırmak için Anayasa ve yasalarla geçici özel önlemler alınması gerektiği belirtilmiştir. Özel önlem olarak siyasette “kota” uygulanması uluslararası taahhütlerin ve Anayasanın 10. maddesindeki “kadın erkek eşitliğinin yaşama geçirilmesi yükümlülüğünün yerine getirilmesi” demektir.  Ülkemizde demokrasinin sağlıklı işlemesi, Türkiye’nin çağdaşlaşma, değişim ve kalkınması bakımından kadınların katkısına ve bakış açısına gereksinim vardır. Ne yazık ki, Türkiye eğitimli, donanımlı ve konularında yetkin kadın potansiyelinden yararlanamamaktadır. Yıllardır bu alanda yaşanan eşitsizlik sorununu aşmak ve siyaset kapısını kadınlara açmak üzere gecikmeksizin Siyasi Partiler ve Seçim Yasalarında, Parti Tüzüklerinde her bir cinsiyete en az  %40 temsil hakkı getiren değişiklik yapılması, gerçek demokrasiye ulaşmak açısından ilk adım olarak önem taşımaktadır. İşsizlik en çok kadınların sorunudur. Bunun yanında çalışan kadınların çocuk bakımı, kreş ihtiyacı en temel sorunları arasındadır. Çocuğu olan annelerin çocuklarına aktivite yaptırabilecekleri alanlar yetersizdir. Bugün uyuşturucu sorunu yayılmakta bundan en çok çocukları bağımlı olan anneler mağdur olmaktadır. Kadına şiddet sadece polisiye ve hukuki önlemlerle önlenebilecek sorun değildir. Yerel yönetimler bu sorunların hepsinde daha çok rol almalıdır. Yerel yönetimler hizmet noktasında aktif olarak sosyal yaşamı kolaylaştırmalı, kadınların istihdama katılmasının önünü açacak politikalar geliştirmeli, çocuklar için kreş yapılması, yeni yeteneklerin geliştirileceği kursların düzenlenmesi, bağımlılıkla mücadele, şiddete uğrayan kadınlarla dayanışma bunlardan sadece bazıları ve öncelikli olanlardır. Kadınların her alanda ve siyasette yüksek oranda temsilinin sağlanması için Türkiye’de büyük Atatürk’ün kadınlar adına başlattığı ilerici hamlelere devam edilmeli, kadını hane içine hapsetmeyi yeğleyen, görev tanımı olarak erkeği memnun etme temeline dayalı ev işleri, hasta ve çocuk bakımı gibi faaliyetlere mahkum eden zihniyetlere meydan verilmemelidir. Gelişme ve ileri medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda tüm adımlar, iki cins tarafından birlikte atılmalı, yenilik ve ilerlemeler birlikte gerçekleştirilmelidir. “Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı, yere zincirlerle bağlı kaldıkça, öbür yarısı göklere yükselsin” diyerek kadınlarımıza insanca ve onurlu bir yaşam sağlayan büyük Atatürk’ü bir kez daha saygı ve minnetle anıyor, tüm kadınlarımızın 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Gününü kutluyorum.” Dedi.