“17 YIL İÇİNDE AYVALIK VE KÖRFEZDE ÇOK ŞEY KAYBEDİLMİŞ”

Nilgün  KAYA

Cumhuriyet Kadınları Ayvalık Şubesinin Dayanışma ve Yardımlaşma Çayında Ayvalık ve çevresinin tarihi hakkında bilgi veren Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç Ayvalık ve Körfezin arkeolojik açıdan çok zengin bir bölge olduğuna işaret ederek “17 yılda Ayvalık ve Körfezde çok şey, arkeolojik alanlar kaybedilmiş  bu çok üzücü. Yine de bir şeyler var ve bunları koruyarak geleceğe aktarmamız gerek” dedi.

Cumhuriyet Kadınları Derneği Ayvalık Şubesi, Gürdal Mumcu ile başlayıp Zeki Ülgen Ok, Balıkesir tarihi, Şima Sunder’le devam ettirdikleri konferans dizisini Trakya Üniversitesi ‘nden Prof. Dr. Engin Beksaç ile sürdürdü. Gülden Sarıbaş yönetimindeki Cumhuriyet Kadınları Derneği Ayvalık Şubesi’nin Dayanışma ve Yardımlaşma Çayına konuk olarak katılan Prof. Dr. Engin Beksaç, bölgede 17 yıl önce tek yüzey araştırması yapan uzman olarak Ayvalık ve çevresindeki antik kentler, ilçenin tarihi hakkında bilgi verdi.

“KENTLER HAFIZALARI İLE BİRLİKTE GÜVENLİ ŞEKİLDE GELECEĞE YÜRÜR”

Açılış konuşmasında CKD Şube Başkanı Gülden Sarıbaş “Kentler hafızaları ile birlikte güvenli bir şekilde geleceğe yürürler. Kentlerin hafızası tarih ve bu süreçte oluşturulan kültürdür. Tarih ve kültürünü kaybeden kentler geleceğe sağlıklı bir şekilde ulaşamaz. Ulu önderimiz Atatürk, tarih yazma konusunda,’ tarih yazma tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır diyerek tarih yazmanın tarih yapmak kadar önemli olduğunu vurgular. Tarih bilinci geçmişten beslenmekle beraber ileriye doğru giden düşüncede yer alır ve geleceği kurgulamak tarih bilinciyle olur” dedi.

“PORDOSELENE, KÖRTÜ KAYA YUMURTA VE ÇIPLAK ADALARINDAKİ ALANLARDAN GERİYE KALANLAR KURTARILMALI”

Prof. Dr. Engin Beksaç’a sunumu sırasında Arkeoloji ve ilçenin yakın tarihi ile ilgili araştırmalar yapan Taylan Köken yardımcı oldu. Ayvalık’ın tarihsel anlamda hak ettiği yere getirilmesi gerektiğini söyleyen Engin Beksaç, bilinçli bir çalışma ve uzmanlaşma olmadığı için Körfez ve Ayvalık arkeolojisinin kaybedildiğini söyledi. Cunda girişi, Yumurta ve Çıplak adaları, Madra Barajının olumsuz etkilerine rağmen Yortan kültürünü yansıtan Körtü kayada kurtarılabilecek alanlar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Engin Beksaç , “Bütün ağır hasarlarına rağmen Cunda girişi Pordoselene kurtarılmayı bekliyor” dedi.

“AYVALIK VE ÇEVRESİNDE, YUNAN KÜLTÜRÜNÜ DEĞİL ROMANYA’YA UZANAN BALKAN KÜLTÜRÜNÜN İZİNİ BULDUM”

“Bölgeye yoğun bir Alman ilgisi var. Bizden sonra bölgede çalışan arkadaşımız da Alman destekli ve Alman eğitimlidir. Körfezin ve Ayvalık’ın durumuna baktığımız zaman bize söylenenden çok eskilere giden bir tarihi var Ayvalık’ın. Baktığınızda ne kadar yoğun arkeolojik birikim olduğunu görüyorsunuz. Klasik değil. Amerika’daki Ege Araştırmaları Enstitüsünden destek alarak yaptığım yüzey araştırmalarımda bana ilk sorulan soru ‘Miken keramiği var mı?’  Miken keramiği yoktu. Trak keramiği Frig keramiği, Lidya Keramiği buldum. Bir daha bu kuruluştan destek alamadım. Araştırmam da Ege’nin öte tarafından gelen hiçbir malzeme bulamadım. Onların istediği başka bir şeydi daha önce 19. Yüzyılda Ayvalık’ta tezgâhlanan oyuna alet edilmekti.  Romanya’ya giden Balkan kültürün izlerini buldum ama Yunan kültürünü, istedikleri İon kültürünü bulamadım. Körtü kaya, 5 bin yıl öncesine kadar giden bir malzeme ortaya koyuyordu. Yortan kültürüne ait Balkan bağlantılı ama Anadolu’nun kendi kültürü olan bir kültür. Hemen karşısında, yeni yel değirmeninin üstünde dışarıdan gelen başka bir kültür;   Almanların tabiriyle denizsel Troya. Bizim genellikle deniz kavimleri dediğimiz toplulukları gösteriyordu.  Bölge ağır bir tahribat altında ama esasında Ayvalık’ın köklerini gösteren en önemli yerlerdir ” dedi.

“ARAŞTIRMACILAR HERAKLİA ANTİK KENTİNİ BULMAYACAKLAR”

Trakoloji, Avrasya, Erken Türk, Prehistorik, Kabile ve Avrupa Sanatı, Erken Balkan Kültürleri, Genel Prehistorya konularında uzman olan Prof. Dr. Engin Beksaç,  “Burhaniye’de bağ çeşmeler, Edremit’te Mandra tepe bunlar birbirine geçmiş, büyük merkezler, çok önemli kültürel izler taşıyan yerler. Bunlar Balkan ve Trak bağlantıları var ama bölgenin kendi kültürü.  Körfezde bol miktarda tapınak var. Bunların hepsi ana tanrıça kültünün malzemesi ve bölgedeki yapılanmanın Balkanlarla bağlantısını gösteriyor. Bu kültün inanç sisteminin son izini Ayvalık’ta görebiliyoruz. Şeytan Sofrası gözden kaçırdığımız bir yer. Bunun çok çok geç bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Ayvalık ve çevresinde erken yerleşmesi dışında ilginç bir ortaçağ yerleşmesi Üç Kabaağaç’ta karşımıza çıkıyor. Helennistik dönemden başlayarak ortaçağ sonuna giden yerleşimi gösteren bir yer.  Cunda girişinde Pordoselene antik kenti var. Bugün Pateriça’ya giderken bir çeşme vardır üzerindeki izler bile bize bu selene kültürünün gösterir. Gömeç meydanında muhtemelen Ayvalık’tan gelen malzemede yine bu tanrıçanın izlerini görüyoruz. Bu kült bile bize erken tarihlerde Pordoselene’de yaşayanların dahi batıdan değil göçlerle kuzeyden geldiğini kanıtlamaktadır. Kalabilen tek yer Pordoselene. Bu villalar yoktu daha önce. Nekropol vardı. 90’lı yıllarda belediyeye haber verilen mezar buluntularının söylentisi yayılmıştı ve bunların kırılarak binaların temellerinde kullanıldığı anlatılıyordu.  Bu bin yıllık kent tüm yazışmalarıma rağmen iyi korunamadı ve iyi tanıtılamadı.  1998’de Heraklia’nın son izlerini gördüm. Heraklia şu an yok. İğdeli plajı inşaat araçları araziyi alt üst etmişti son gittiğimde çay bahçesinin betonları vardı. Heraklia antik çağ kayıtlarında Midilli’ye bağlı bir kıyı kenti ve yüzeyde Midilli keramiği duruyordu. İlginç bir yerleşmeydi, bazı araştırmacılar Heraklia’yı arıyor ama maalesef bulamayacaklar çünkü Heraklia yok oldu. Diğer yerleşme Korifantis kenti de son izlerine rastladığımız bir kentti. Gömeç sınırı dibinde Gümüşlü tarafındaydı. Muhtemelen ondan da geriye bir şey kalmamıştır.  Bunlardan başka yerleşme Kalkis’teki yerleşme. Bir kale ile karşılaştık. BU Çıplak adanın tam Badavut’a bakan tarafında yer alan kaleydi. Genç bronz çağına ait yani günümüzden 3 bin yıl öncesine giden keramikler vardı.  Maden Adası’ndaki kule antik bir kule değil Ceneviz kökenli bir korsan kolonisine ait. Bunların aralarını bir ara Ören’de bulmuştuk.  Yumurta adası var gözden kaçmış bir yer günümüzden 1500 yıl öncesine ulaşan bir dönem. Şu anda ne durumda olduğu konusunda bir şey söyleyemiyorum. Tıfıllar köyü-Çakmak köyü arasında bir Bergama Kraliyet kalesi var.  Eski antik yollardan birini koruyan bir kaleydi bu. Hellenistik dönem Ayvalık’ın da ne kadar güçlü bir yapılanmaya sahip olduğunu gösteriyor” dedi.

“YUNAN KAYITLARI KÖY VAR DİYOR AMA OSMANLI KAYITLARI AYVALIK’TA YERLEŞİM YOK DİYOR”

Beksaç, “Bugünkü Ayvalık yerleşmesinin antik çağ ve ortaçağda olmadığını görüyoruz. Bazı Yunan kaynaklarının iddia ettiğinin aksine burada su olmaması nedeniyle yerleşim de yok. Sadece  Pordoselene (Selene’nin limanı) kenti var. 16 yüzyıl Yunan kaynaklarında Ayvalık’ın Yunan yerleşmesi olduğunu belirtse de bizim Osmanlı kaynaklarımız bunu yalanlıyor. 16. yüzyıldaki veriler Ayvalık’ta hiçbir yerleşim olmadığını gösteriyor. Piri Reis haritasında Yunt adaları var ama Yunt eski Osmanlıca’da yılkı atlarının bırakıldığı sahipsiz bir kesim ve bize boş olduğunu gösteren bir kayıt. 18. Yüzyıl başında atlas hazırlayan bir başka Osmanlı coğrafyacısının kayıtlarında da bölgede yerleşim olmadığını söylüyor. 16. Yüzyıl ortalarına ait Osmanlı arşivlerindeki belgeler çok fazla.  1550-1560 arasındaki fermanlar ve kayıtlarda bölgede eşkıya ve korsan faaliyeti olduğunu Yunt adalarının harabelik olduğunu, boş olduğunu söylüyor. Venizelos emriyle yazılan kayıtlar burada bir Yunan köyü olduğunu söylüyor ama Osmanlı kayıtları kesinlikle  ‘boş’  diyor. Bu da enteresan bir konu. 18. Yüzyıldaki verilerde bölgede üç yerleşme var. Edremit, Burhaniye ve Altınova.  Ayvalık’ta yerleşim olmadığı Osmanlı kayıtlarında yazılıyor. Ondan sonra birdenbire karşımıza bir Papaz İkonomo hikayesi çıkıyor ama gerçekten böyle bir papaz var mı yok mu tartışma olacak. Yunan kayıtlarında bir ikonomo var ama Osmanlı kayıtlarında papaz ve ikonomo yok” dedi.

“TROYA SENARYOSUNUN ARKASINDA AYVALIK’TAKİ HRİSTİYAN ORTODOKS TEBAA VAR”

Bölge ile ilgili Osmanlı kayıtlarının çok olduğunu belirten Engin Beksaç, “ 1763’te küçük bir köyün kaydı var. Bir Kidonya kaydı. Osmanlı çok dikkatli kayıt tutar, bütün bölgelerin hele hele gayri müslüm bölgelerin kaydını tutmamaları imkânsız.  Ama enteresan 1763’ün ardından 1774’te bir kayıt. Buradaki gayrimüslüm halkın Voyvodadan çok memnun olduğunu belirten bir kayıt var. Osmanlı ve Ruslar arasında yapılan Küçük Kaynarca anlaşması kayıtları var bu yıllarda. Anlaşma ile ilginç kayıtlar var. Ruslara verilen tavizler var. Ortodoks tebaanın yoğun olduğu yerlerde özerklik verilmesi ve esasında Ayvalık’ta ikonomo ile ilgili konuda da kabul edilen konu bu. Osmanlı’nın verdiği taviz. Bu esnada birdenbire yerli halk yok, yoğun bir yerleşim dinamiği, garip, sistematik bir göç başlıyor Ayvalık’a. Gelenlerin yeri Girit değil Midilli yakın adalar değil, Mora’dan,Peselya, Kalkidikya adalarından geliyor. Bu nasıl bir göç? Bu planlanan bir göç.  Hellenlerin göçü planlanan bir göç ve gelenler yerli Rumlar değil. Boşnakların buraya gelişi de raslantı değil. Getirilen Rum diye bildiğimiz insanların hemen tümü Hristiyan ama Rum olmayan büyük çoğunluğu Arvanit ve de Levanten. Ve burada Hristiyan kimliği üzerinden şekillenen bir yapı var.  Osmanlı’nın tavizleri ile birlikte bölgedeki Türkmenler de dağlık bölgelere çekilmek zorunda kalmış. Osmanlının yapacağı ne vardır, onların karşısına benzer yapıda insanlar getirmek. Boşnak, Arnavut ve Çerkes’lerin gelişi de böyle olmuştur. Yunanlıların yanına İngiliz ve diğerlerinin yaptığı oyuna karşı bir başka grup getirilmiştir. Son derece bilinçli bir seçimdir. Yunanlıların getirdiği gruplar son derece sert ve savaşçı gruplardır. Osmanlı’nın getirdiği gruplar da son derece savaşçı gruplardır. Yani Ayvalık ve çevresinde 18. Yüzyılın sonunda zaten belirli bir etnik sınır çizilmiş oluyordu.  1780 de kilise ile birlikte bir kilise okulu açıldığı kayıtlarda var. 1800 de yavaş yavaş Yunan tebaanın Osmanlılara karşı isyana hazırlandığını görüyoruz. Çok açık bir şekilde Avrupa kayıtların da da bölgenin koparılmaya çalışıldığını kayıtlarını görüyoruz. Ve o dönem çok hızlı şekilde Troya efsanesi yayılıyor. Anadolu olan Troya halkı Yunanistan ana karasından gelenler tarafından eziliyor diye bir hikaye çıkıyor. Kaldı ki baktığımızda Troya da farklı bir durum var. Troya senaryosunun arkasında Ayvalık’taki Hristiyan Ortodoks tebaa var. Ayvalık ilginç biçimde bu durumla birlikte ayrışmaya giriyor. Ayvalık akademisi kuruluyor. Bu akademinin ana amacı nedir? Neo hellenistik megaloideayı yaymak ve geçerli kılmaktır. Ayvalık’taki akademide, batı eğitimi değil, Batı Anadolu’daki grupların etnik kimliğini tahrike yönelik bir eğitim var. Arkasında zannedildiği gibi sadece Yunanistan değil batı var. 1821 süreci çok enteresan bir şekilde yankılanıyor. Ayaklanma zorlukla bastırılıyor. İngiliz devlet görevlileri ve Fransız araştırmacıları geliyor bölgedeki durumu görmek için.  Batının baskısıyla Osmanlı yönetimi Ayvalık tebaasını affediyor, hatta imtiyaz veriyor. 1831-1832 süreci Ayvalık’taki Hristiyan tebaanın vergiden muaf olduğu süreç. Ne şartla; sadece sarayın Zeytinyağı ihtiyacını karşılamak kaydıyla. Yunanistan elçiliğinin megaloidea’yı yayıcı kayıtları Osmanlı arşivlerinde var” dedi.

“AYVALIK’TAKİ KAYMAKAMLARIN HİÇBİRİ UZUN SÜRE GÖREV YAPAMIYOR”

Ayvalık özerkliğinin söz konusu olmadığını Kaymakam çevresinde şekillenen tebadan oluştuğunu belirten, Ayvalık’ta yaşlılardan oluşan bir konseyin, belediye meclisi şeklinde faaliyet gösterdiğini, karar sürecinde görev yaptığını ancak bu heyetin Kaymakama karşı sorumlu olduğunu ifade eden Beksaç , “Hepsi çok kısa sürelerde görev yapıp gitmiş. Ayvalık’ta ve bölgede Kaymakamlar hiçbir zaman uzun süre görev yapamamış. Ya şikayet edilmiş ya rüşvet yemiş , görevinden alınmış. Körfezde 16. Yüzyıldan beri bu tür Osmanlı kayıtları var. Bu da enteresan bir durum Ayvalık’ın yapılanmasında. 16. Yüzyılda Burhaniye’de bir Kadının kadife karşılığında hükümetin buğday satışını yasakladığı Cenevizlilere buğday satışı yaptığına dair kayıtlar var mesela. Böyle şeyler içinde Ayvalık dışarıdan tepki almaya başlıyor. Yunanistan krallığının kurulmasından sonra bilinçli bir şeyler yapılıyor. 1840’lardan sonra Yunanistan kaynaklı Ayvalık adaları üzerinden gelen çeteciler odluğu Osmanlı kayıtlarında bol miktarda karşımıza çıkıyor. Bu tip yazışma var çok sayıda. Arazi çalışmalarında bizim bulduğumuz bir arkeolojik delil bununla paralel gidiyordu. Cunda Çataltepe altında şapel de çok sayıda Yunan kraliyet paralarına rastladık. Aynı durum Gömeç’te karşımıza çıktı. Yunan kraliyet parası bir Osmanlı toprağında ne arıyor. Yunan destekli çetecilerin denizden adalardan kente geldiğine yönelik kayıtlara paralel bir buluntu bu. Birdenbire yoğun bir çekişme dönemine giriliyor. Çalkantılı her an başkaldırmaya hazır bir tebaa olarak geçiyor Ayvalık tebaası Osmanlı kayıtlarında. Sürekli devletle yerleşik halk arasında bir sürtüşme söz konusu. Meşhur Anadolu felaketinin başlangıcı da bu. İlk Yunan çıkartmasının olduğu yer de Ayvalık. Bir deneme vardır ama Yunanlılar çakılıp kalmıştır. Sonra da 1922’den sonra mübadele ile karşılıklı nüfus değişimleri var. Kaynayan kazan içinde ilginç bir durumu var kentin. Kent ticaret açısından faal ama yaşanmak istenecek bir Ayvalık değil. Sokaklarında zeytinyağı atıklarının kanalizasyonun aktığı, tabakhanelerle denizi kirlenmiş bir Ayvalık” dedi. CKD Ayvalık yönetimi Prof. Engin Beksaç’a verdiği bilgiler için teşekkür ederken Beksaç’ta, kendisini davet ettikleri için Cumhuriyet Kadınları Derneği Ayvalık yönetimi ile Memleketçi Sanayici İş adamları Derneği (MİSİAD) Balıkesir Şube Başkanı Kamil Tutmaz’a teşekkür etti.