AYVALIK’TA ŞARKI VE TÜRKÜLERLE 1 MAYIS KUTLAMASI

244

Nilgün KAYA

1 Mayıs İşçi Bayramı Ayvalık’ta, şarkı ve türküler eşliğinde meydanda kutlandı.

Koronavirüs salgınındaki vaka artışı nedeniyle tüm ülkede geçerli olacak 17 günlük tam kapanma sürecinin başladığı Perşembe günü, saat 16.00’da başlayan 1 Mayıs kutlaması, Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirildi. Ayvalık Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen kutlamaya, Ayvalık Belediyesi, Eğitim-Sen, Eğitim-İş, Belediye -İş, BES Ayvalık Temsilcilikleri, CHP, DEVA, HDP ilçe başkanlıkları, EMEK Partisi Balıkesir ve Ayvalık İlçe Başkanlığı, Ayvalık Bağımsız Kadın İnisiyatifi ve vatandaşlar katıldı.

Usta Şair Nazım Hikmet dizeleriyle başlayan kutlamada, işçi ve emekçilerin küresel salgın şartlarında fedakarca çalışarak canlarını ortaya koyduğunu ifade eden Belediye -İş Sendikasından Didem Tığ, Ayvalık Demokrasi Platformu adına yaptığı konuşmada, ‘Emekçilerin yok sayıldığı, haklarının gasp edilmeye çalışıldığı, güvencesizliğe , işsizliğe ve sefalete mahkum edildiği bir dünyada ne salgınla mücadele edilebilir ne de hayat sürdürülebilir’ dedi.

Ayvalık Demokrasi Platformu adına yapılan açıklamada, ‘Yaşamını emeğiyle sürdürmek zorunda olanlar,  Küresel salgın şartlarında fedakarca çalışmak durumunda canlarını ortaya koyanlar,  Hepinize selam olsun. Bugün 1 Mayıs. Biziz hayatı yaratan ! Bugün bizim günümüz! Bugün emeğin birlik, mücadele ve dayanışma günü! Bugün yarınlar için direnenlerin günü! Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı! İşçi sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs’a bu yıl da küresel salgının gölgesinde giriyoruz. Dünya çapında 3 milyondan fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan salgın hepimizin hayatını olumsuz etkilemeye devam ediyor. Dünya çapındaki büyük sermaye sahiplerinin servetlerine servet kattığı salgın döneminde, emeğiyle geçinenlerin hayatları daha da zorlaştı. Büyüyen işsizlik, kötüleşen çalışma şartları ve artan hayat pahalılığı nedeniyle halkın büyük kesimi borç krizi ve yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veriyor. Bu durumun nedeni salgın değil, halkın sağlığını ve refahını önemsemeyen, kendi dar çıkarlarını korumak için toplumun ortak çıkarlarını göz ardı eden siyasi iktidardır. Bu durumun nedeni kapitalist sömürü düzenidir! Kapitalizm daha fazla sömürü peşinde iken meslektaşlarımız dâhil bütün emekçiler yoksullaşma, işsizleşme, esnek, güvencesiz çalışma biçimleri ve yoğun sömürü koşullarında alın teri dökmektedir. Ülkemizde artık iki ayrı dünya, iki ayrı hayat yaşanmaktadır. Sarayın gerçeği ile halkın gerçeği arasındaki fark giderek büyümektedir. Yoksulluk ve yoksunluk bu ülke topraklarından hiç olmadığı kadar derinleşmiştir. Akşam pazarlarında tezgâh altlarında erzak arayanların, ucuz ekmek için Halk Ekmek büfeleri önünde kuyruk bekleyenlerin, dükkânını açamadığı için iflasın eşiğine gelenlerin, ürününü satamadığı için tarlasını ekemeyenlerin, kısa çalışma ödeneğiyle-nakdi ücret desteğiyle ay sonunu getiremeyenlerin ülkesi haline geldik. Gelecekten umudu olmayan nesillerin ülkesi olduk.

Bu kahredici hayatı değiştirmek elimizde! Bu sömürü düzeninin ezilenleri, dışlananları, kaybedenleri, yok sayılanları olarak bizler yan yana geldiğimizde yepyeni bir hayat da gelecek. Umudumuz yan yana geldiğinde, güneşli günler de gelecek! Salgın nedeniyle alanlardan uzak kaldığımız bu 1 Mayıs’ta, umutlarımızı yan yana getirmeye çağırıyoruz. Büyük bedeller ödeyerek haklarımızı kazandık. Küresel ekonomik krizin bedelini yine çalışanlar ödemesin. Fedakarlık yine bizden beklenmesin. Salgın her şeyi alt üst etti, durumu fırsata çevirmek isteyenler yine ortaya çıktı. Bugün her zamankinden daha fazla dayanışma içinde olmamız gerekiyor. Bir buçuk yıldır, şiddetini artıran Covid-19 salgını tüm dünyada milyonlarca can aldı. Ülkemizdeki gelişmeleri her geçen gün endişeyle izliyoruz. Bu gelişmeler, emekçilerin birlik içinde olmaları gerektiğini ortaya koydu, dayanışma çağrılarının ne derece doğru olduğunu gösterdi. Salgın, bazı işverenlere adeta bulunmaz bir fırsat verdi. Salgın, işçi hak ve özgürlüklerine el uzatılması için “meşru” gerekçeymiş gibi görüldü. İş ve gelir güvencesi zayıflatıldı. Diğer yandan salgın dünyaya başka bir gerçeği de hatırlattı. Onlarca yıldır yok edilmeye çalışan sosyal devlet felsefesinin ve varlığının önemi iyice ortaya çıktı. Dünyanın yeni-liberalizme teslim olduğu bir dönemde, salgına karşı devletlerin koruma ve destek önlemleri tartışma konusu oldu. Devasa boyutlara gelen işsizlik sorunu resmi verilere bile yansıdı, görünür oldu. Ama çalışır gözüken ve fakat ücretsiz izine çıkarılan milyonlarca emekçinin yaşamlarını asgari ücretin yarısı bir gelirle nasıl sürdürecekleri sorusu yanıtsız kaldı. Kısa çalışma uygulaması kapsamında olan emekçilere yapılan ödemelerin yeterli olup olmadığı sorusunun cevabı verilmedi. Kendi nam ve hesabına çalışan küçük işletmecilerin, esnafların işyerleri kapanmak zorunda kaldı. Ailenin bir haftalık mutfak masrafını dahi karşılayacağı şüpheli olan bir meblağla yapılan “yardım” yeterli olmadı. Salgın tam anlamıyla sosyal devletin gücünü deneme sınavı halini aldı. Aralarında farklılıklar olmak kaydıyla dünyanın hiçbir ülkesi bu sınavdan geçer not alamadı. Emekçilerin büyük bir bölümü, hem salgınla hem de salgının getirdiği yoksullukla mücadelede bir başlarına kaldı. Bu durum ulus-dil-din-etnik köken ayrımı gözetmeksizin salgınının en ağır vurduğu kesimin yine emekçiler ve dar gelirler olduğunu ortaya koydu. Dünyanın tüm emekçilerinin, yaşadıkları zorluklara karşı beraberce mücadele etmeleri gerekliliğini hepimize -bir kez daha- hatırlattı.  Resmi açıklamaların ötesinde, dünyanın büyük bir bölümünde işsizlik tam anlamıyla patladı; ana çalışma tarzı olması için işverenlerin uzun süreden beri çaba sarf ettiği güvencesiz istihdam iyiden iyiye kök saldı…Sendikal örgütlülüğün önemi bu olumsuz koşullarda daha iyi anlaşıldı. Sendikalı emekçilerin, örgütsüz ve kayıt dışı çalışanlara göre, salgının olumsuz etkilerinden daha az hasarla çıkma imkanına sahip oldukları görüldü. Virüsün de etkisiyle, sendikasız, örgütsüz, güvencesiz işçiler ya işsizliğe ya da yoksulluğa mahkûm oldu.

Bu sorunlarla mücadele için emekçilerin en önemli gücü örgütlenmek, sendikalaşmak. Sendikaların önemli savunma aracı sosyal devlet politikaları. Artık terk edilmesi gereken yaklaşım ise yeni-liberal anlayış. Üretimle sağlanan milli gelir artışı, bunu sağlayan geniş kesimlere adaletli dağılmalıdır. Yani fakirden alıp zengine değil, zenginden alıp fakire vermeli. Sosyal devlet yeniden ve daha güçlü bir şekilde yaşama geçirilmeli. Emekçilerin iş ve yaşam şartlarını iyileştirecek ekonomik ve sosyal politikalar öncelikle uygulanmalı, ücretli çalışanların vergi yükü düşürülmeli. Devam eden toplu iş sözleşmeleri müzakerelerindeki taleplerimiz karşılanmalı. İnsana yakışır istihdam şartları sağlanmalı, Taşeron çalıştırma KİT’lerde tamamıyla sona erdirilmeli, geçici olarak çalışan işçiler kamuda kadroya alınmalıdır.  Bunun için bizler şimdiye kadar verdiğimiz mücadelenin daha büyüğünü vermeye hazırız. Bu mücadelenin uzun soluklu bir mücadele olduğunu biliyoruz. Hemen çözülmesi gereken acil sorunlarımız için ise tespit ve taleplerimizi aşağıdaki gibi sıralıyoruz: Üç ay daha uzatılan Kısa Çalışma Ödeneği uygulaması, salgın boyunca güçlendirilerek sürdürülmelidir. Ücretsiz izine çıkarılan emekçilere yeterli gelir desteği sağlanmalıdır. 17 Mayıs 2021 tarihine kadar uzatılan işten çıkarma yasağına rağmen 4857 sayılı İş Kanununun 25 madde 2. fıkrasını muvazaalı bir şekilde uygulayan işverenlere karşı denetim ve yaptırım getirilmelidir. Kamuoyunda “Kod 29” olarak da bilinen bu muvazaalı uygulama ortadan kaldırılmalıdır.  Bazı büyük işletmelerin “kalıcı uzaktan çalışma” uygulamasına geçeceklerini duyurmaları, uzun vadede yaşanacak hak kayıplarına neden olma tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Uzaktan çalışma uygulamasına yönelik düzenlemeler, uzaktan çalışanların ekonomik, sosyal ve sendikal haklarını gözeterek yapılmalıdır. Uzaktan çalışma kapsamında çalışan kadın emekçilerin ev içi iş yükleri eğitim öğrenim çağında olan çocuklarının da evde bulunmalarından dolayı daha da artmıştır. Bu durum, kadınların iş-yaşam dengesi sorununu yoğunlaştırmıştır. İlgili sorunun üstesinden gelinmesi için düzenlemeler yapılması zorunludur. Salgının yayılım hızıyla aşılama hızı arasındaki dengesizlik mutlaka giderilmelidir. Fabrikalarda, bürolarda, her türlü kalabalık ortamda, fiziki temasın yoğun olduğu yerlerde çalışan emekçiler aşı programındaki öncelikli kapsama alınmalıdır.  Salgınla mücadelede sorumluluğun bireylere bırakıldığı bir yaklaşımdan, etkin ve önleyici toplumsal yaklaşıma geçilmesi bir zorunluluktur. Toplumsal etkin ve önleyici salgınla mücadele programı, bireylerin salgına karşı mücadele isteğini de güçlendirecektir. Beş bin yıllık insanlık tarihi zorluklarla mücadeleler tarihidir. Bu zaman dilimi içinde sayısız savaş, hastalık ve kıyım görmüş insanlık her zaman, çalışanların, işçilerin, emekçilerin fedakârlıklarıyla yeniden ayağa kalkmıştır. Dünya bugüne geldiyse emekçilerin omuzlarında yükselerek gelmiştir. Salgın koşullarında da dünyayı işler halde tutan yine emekçilerdir. Emekçilerin yok sayıldığı, haklarının gasp edilmeye çalışıldığı, güvencesizliğe, işsizliğe ve sefalete mahkûm edildiği bir dünyada ne salgınla mücadele edilebilir ne de hayat sürdürülebilir. Geçmişte olduğu gibi bugün de emekçiler, verecekleri mücadelelerle tüm insanlığa güzel günleri getireceklerdir.’ denildi. 

Ellerinde dövizleriyle etkinliğe katılanlar konuşmanın ardından Erkan Esen ve Uğur Sadi’nin çalıp söylediği şarkı ve türkülere coşkuyla eşlik etti.