“MUHACİR GELDİK, DENİZLİ MEMLEKET İSTEDİK, AYVALIK’IN DENİZİNE VURULDUK”

2170

Ayvalık’ın Yüzü

 

Tarihe tanıklık, insan ve kentin suç ortaklığı, aşkı belki de ihanetidir. Var oluş sürerken tarihe iz düşümü de kentle birlikte olur insanın. Bazen her sokağı, bir dönemi yansıtan, bir binasına yılları sığdıran büyük bir kentle özdeşleşir insanın hayatı, bazen de kıyıda kalmış bir kasabanın sakladığı kopmaz bağlar, silinmez anılarla. Yaşadığı kenti evi gibi görür bazen insan, nereye gitse onu yanında taşıyacağını bilir ve korur kentini. Bazense çağdaşlık tefinde çalınan hayatın içinde koşturup durur, döner dolanırken kentin anlamını ve kendi anlamını yitirir. Oysa insanın içinde yaşadığı kentle anlamı birdir. Kent de yaşattığı, barındırdığı insanların etkisiyle değişir, dönüşür. Şeklini, kimliği ve ruhunu insandan alır. Kente eklenen, çıkartılan her unsurda payı vardır, o kentte yaşayan insanların. Artık kimsesiz kalmış bir evin, bir zamanlar vurulmaktan yorgun düşen kapı tokmağı, belki minik balkonunun altına iliştirilmiş kuş motifli bir taş, belki yüzyılın yükünü taşıyan sokak taşları. Kendini bir şekilde kentin tarihine, yüreğine yerleştirir insan. Ayvalık ta da böyle oldu nicedir. Sokaklara, evlere, boyası dökük sandalyeden yosun tutmuş kiremitlerine sinen insan öyküleri ne çok Ayvalık’ın.

Deniz kıyısında diri bir güzellik, ara sokaklarda güngörmüş bir bilge. Bir yüzü ile aynı ve samimi, diğer yüzüyle kalabalık ve hoyrat. Ayvalık’ın bin bir yüzü var. Ayvalık’ta yaşayanlar, Ayvalıklıların öyküleri de Ayvalık’ın ayrı bir yüzü. Kent insanlarının belleklerinde, gözlerindeki hüzün ve dudaklarındaki tebessümde saklı Ayvalık’ı, sadece bu öyküler anlatabilir bize. İnsan merkezli Ayvalık ve Ayvalık merkezli insan. Bu düşünce ile hazırladım Ayvalık’ın Yüzü yazı dizisini. Ayvalık’ın yüzleri, öyküleri ve kente dair anıları ile tanığı olmak için kentin tarihine…

 

 

Ayvalık’ın Yüzü’nün ilk konuğu mübadele ile ilçeye gelen 99 yaşındaki Ayşe Denktaş. 1329 yani 1913 yılında Yunanistan’ın Kavala kentinde dünyaya gözlerini açmış Ayşe Denktaş. Muhacir olan Ayşe Nine, 9 yaşlarında geldiği Ayvalık’ta evlenmiş, çocuklarını büyütmüş ve yılları devirmiş. Şimdi, dört kızından, daha çok Hacer Kemer’in evinde kalıyor. Hacer Kemer eşi Hakkı Kemer ve Öğretmen torunu Ayşe Kemer’le birlikte kalan Ayşe Denktaş, Kalbinde büyüme olduğu için doktor kontrolünde. Bir gözüne mercek takılan diğer gözünde ilerleyen katarakt nedeniyle zorluk çekse de yüzünden gülümsemesi sohbet boyunca eksik olmuyor.


Nilgün KAYA- Ayşe Nine, sende diğer mübadiller gibi Ayvalık’ın ikinci ev sahibisin. Gelişin nasıl oldu? Mübadele zamanından neler kaldı hatırında?

Ayşe Denktaş- Muhacir geldik ufakken. Yoktum 10 yaşında. Uslu uslu, güzel geldik. İzmir Ödemiş’e geldik ilkin beğenmedik. Deniz aradık. Denizli memleket istedik. Ayvalık’a geldik. Ayvalık’ın denizine vurulduk. Diğer memleketlere yan bakmadık. Biz Rumeli’den geldik. Denizden başka bir şey sormayız. Buraya geldik sen beni tanırsın, ben seni tanımam. Çok şükür geldik. Yerleştik. Ayvalık’a gelince ilk zamanlar camilerin, okulların içinde kaldık. 5-6 ay kadar sürdü oralarda kalmamız sonra evlere geçtik. Bizim evimiz Çınarlı Camiinin yakınlarındaydı. Fethiye Mahallesi Mareşal Çakmak Caddesindeydi. Ayvalık merkezi çok güzeldi. Ayvalık’ı Kavala’ya benzettiğimiz için yerleştik. Kavala’da her şeyimiz vardı. Koyunlarımız, kuzularımız, çiftliğimiz. Durumumuz iyiydi. Tütün çalışırdık, para doluyduk. Bir gelin alırdık. Boynu altından kalkmaz. Burada da babam tütüncülük yaptı ama burada o kadar para kazanamadı. Tütün ektik birkaç sene. Sonra elimizi çektik. 15’er ağaç zeytin vermişlerdi. Gel de idare olasın. 15 ağaç nasıl bize bakacak? Elifi okudum. Dedemler izin vermedi. Bir tek oğlan kardeşimin okumasına izin verdiler. Kuran kursuna gittim. Eşim İbrahim ile evlerimizin bahçesi birbirine bakardı. Beni istettiğinde ilkin vermediler. Evin bir kızıyım diye. Eskiden yoktu eşini göresin. Babalar çok kuvvetliydi. Babalara şimdi şaşıyorum. Nasıl serbest bırakıyorlar.

“ŞİMDİ MÜBADELE DESİNLER KORKUYORUM”

Nilgün KAYA- Mübadele Ayvalıkla özdeş ama zor bir durum. Doğduğun toprakları, evini, yaşamını bırakıp bir bilinmeze gitmek. Geldiğin yerde yeni yaşam kurmanın zorluğu. Ayvalık’ta da kim bilir ne zorluklar yaşadınız?

Ayşe Nine- Çok zorluklar yaşadık. Geldiğimizde doktor yoktu Ayvalık’ta. Gemiyle İstanbul’a giderdik. Annemin apandisiti patlamış. Doktora giderken öldü. Daha 45 yaşındaydı annem. Benimde sekiz çocuğum oldu. Dördünü kuşpalazından kaybettim. Şimdi mübadele desinler ben korkuyorum. Mübadele söylemeyin artık istemiyorum. İnsanın memleketinden ayrılması zor. Mübadelede çok karışıklık oluyor. Muhacir geldik. Yaşamayan anlamaz.

Nilgün KAYA- Atatürk’ün Ayvalık’a gelişini hatırlıyor musunuz? Bir de merak ettim deniz meraklısı bir ailenin evladı olarak Ayvalık’ta nerede yüzerdiniz?

Ayşe Nine- Evdeydim Ayvalık’a Atatürk geldiğinde. Herkesi tanırdık bu memlekette o zamanlar, Atatürk’e çok ağladık. Bir meydanda bir konuşma yapmıştı onu unutmam. Pırıl pırıl çizmeler. Ne konuşma, demişti ki, ‘Bir fidan yetiştirdim. Allah bizi o fidandan ayırmasın dedi. O fidan cumhuriyetimizmiş. Çok ağladık. Bizim gibi var mı artık? Yok. O zorlukları yaşayıp aydınlığa çıkınca nasıl ağlamayasın. Ayvalık’ın içini en son 6 sene önce gördüm. Çok hatırlamıyorum eskiyi. Keremköy’e yüzmeye giderdik. Ayvalık iskeleden de denize girerdik. Fabrikalar çoktu. Eşimde baskıcı olarak çalıştı zeytinyağı fabrikalarında.

“YARIN SENİ KAVALA’YA GÖNDERİYORUZ DESELER GİDERİM, ÇOK ÖZLEDİM”

Nilgün KAYA- Siz canlı bir tarihsiniz. Akdeniz’de, Ayvalık’ta, zeytin zeytinyağı diyarında insanlar hala uzun ve sağlıklı yaşamanın sırrını araştırıyorlar. Sizin sırrınız ne?

Ayşe Nine- 99 yaşına girdim. Bunca yaşın sırrı, ineğin yeni sağılmış sıcak sütünü mayalardı annem. Teleme deriz biz. Hemen bana yedirirdi. Muhallebi gibi. Bir de gençlerle yaşadım hep. Gençlik aşım evlatlarım, torunlarım.

Nilgün KAYA- Keşke bu röportajı daha önce yapabilseydik. Üzüldüğüm bir başka konuda sizin bir daha Kavala’yı görememiş olmanız.

Ayşe Nine- Kavala bir tane. İstemezsin çıkasın oradan. Neler bıraktık orada neler. Güzel bir evimiz vardı Kavala’da. Bahçeli. Çok özlüyorum. Deseler ki Kavala’ya gidelim yarın seni gönderiyoruz deseler giderim. Keşke bir kez daha gidebilsem. Geçmişte çok istedim gidip görmek. Hep bu hevesle yaşadım. 

Sohbetimizin başından sonuna dilinden Kavalayı düşürmeyen Ayşe Nine bize,  çocukken söylediği bir şarkının ezgileriyle veda ediyor…“Kavalanın bedenleri, döndürüyor gidenleri, hiç aklımdan çıkmıyor yarimin söyledikleri…”