“DEFİNECİLER TAHRİP ETTİ, UMURSAMAZLIK YOK ETTİ”

1013

Nilgün KAYA

Cunda (Ali Bey) Adası’nda, adada ilk yerleşim yeri olarak kabul edilen yel değirmenlerine yakın Profiti İlias Manastırının şapeli yıkıldı. Definecilerin tahrip ettiği şapel, ilgisizlik ve umursamazlık sonucu zamana direnemedi.

Fotoğraflar: Alper Saygın

Eşsiz doğasının tarihi, dini ve endüstriyel yapılarla bütünleştiği Ayvalık, özgün yapılarını birer ikişer kaybediyor. Geçtiğimiz hafta bir tarihi evin tamamen yıkıldığı, bir diğerinin çatısının çöktüğü Ayvalık’ta, bu kez bir şapel yıkıldı.

Fotoğraf: Alper Saygın

Birçok kaynakta Ai Dimitri Manastırı, Psarros’un Ayvalık kitabında Cunda Profiti İlias Manastırı olarak bilinen içinde bulunan tarihi şapelden geriye bir tek duvarı kaldı. 21 Aralık Pazartesi günü şapelin yıkımını fotoğraflayan Alper Saygın, “Fotoğrafları 21 Aralık günü çektim. O şapelin yanından ağılı olan çobanla sohbet ettim. 20 Aralık gecesi yıkıldığını söyledi. O da sabah görmüş. Maalesef yine tarihimize sahip çıkamadık. Cunda Adasındaki tarihi manastırlardan biri daha yıkıldı. Geçmiş olsun Ayvalık” dedi.

 

AYMEYO ÖĞRENCİLERİ, DEFİNECİ TAHRİBATINI YERİNDE BELGELEMİŞTİ

2018 yılında BAÜ Ayvalık Meslek Yüksek Okulu Mimari Restorasyon Programı 2. Sınıf öğrencileri, Dr. Öğretim üyesi Figen Erdoğdu yönetiminde, Arkeoloji ve Sanat Tarihi dersleri kapsamında ilçe genelinde teknik gezi gerçekleştirmişti. Cunda Adası’ndaki gezide, antik yerleşim kalıntılarının da yer aldığı bölgedeki şapelde defineci tahribatını belgeleyen üniversiteliler, kazıların yeni yapıldığını belirterek yetkililerden önlem alınmasını talep etmişti. 

Tarihi yapının yıkılması karşısında üzüntüsünü gizlemeyen Ayvalık MYO Mimari Restorasyon Bölüm Başkanı Dr. Öğretim üyesi Figen Erdoğdu, “Mübadil torunuyum. Ayvalıklıyım. Ayvalık ve tarihini yakından biliyor, yıllar içinde geçirdiği değişikliği görüyorum. Mimarlık ve Sanat Tarihi ile tarihi çevreyi koruma derslerinde sürekli teknik gezi düzenliyoruz. Bu gezilerde Ayvalık’ın kültürel mirası, dini ve sivil mimarisini yerinde görüyoruz. 2018 yılında geldiğimizde Apsisin önünde büyük defineci çukurları gördüm. Çok üzüldüm. Bugün acı bir haber aldım. Pandemi sebebiyle 1 yıldır teknik gezi gerçekleştiremedik. Geldiğimde çok üzüldüm. Tamamen yapının yerle bir olması, duvarlarına kadar her şeyin paramparça olması beni çok üzdü. Aslında bu yapıların kendileri altın değerinde. Kıymetli, paha biçilmez eserler. Bu yapıların içinde hazine aramamız, bu yapıların değerini bilemememiz gerçekten çok üzücü. Son yıllarda bu kaçak kazı faaliyetlerinin Ayvalık ve çevresinde aslında tüm ülkemizde arttığını görüyoruz. Ayvalık adalarında sürekli belgeleme çalışmalarımız var. tahribatları tüm yörede görüyoruz. Bunların artık önüne geçilmesi ve durdurulmasını istiyoruz. Daha fazla kilise, şapel ve manastır kaybetmek istemiyoruz. Gelecek kuşaklara ne bırakacağız bunu merak ediyorum. Bu konuda tüm toplumu bilinçli olmaya davet ediyorum ve yetkililerden gerekli tüm önlemleri almasını istiyorum. Gerçekten inanılmaz bir durum söz konusu. Duvarlarına varıncaya kadar her yer tahrip edilmiş durumda. Daha önce apsis önünde ve çevresinde çukurlar vardı. Bugün geldiğimde yapıyı görememek beni inanılmaz üzdü.” dedi.

Fotoğraf: Taylan Köken

8 SENE ÖNCE SAĞLAM OLAN 200 YILLIK ŞAPELİN DEFİNECİLER TARAFINDAN AĞIR TAHRİBATA UĞRATILDIĞI KESİNDİR”

Ayvalık ve yurt genelinde yakın tarih ve arkeoloji üzerine araştırmalar yapan Taylan Köken, Cunda (Alibey) Adasının ilk yerleşim yeri olarak kabul edilen iki yel değirmenlerine yakın bir yerde olan manastırın, kullanılan yöresel granit taşlar nedeniyle adada inşa edilen ilk iki manastırdan biri olduğunu düşündürdüğünü, Nesos Antik Kentinden getirilen devşirme taşlar kullanılan manastırda, 1850’li yıllarda yapılan restore sırasında Sarımsak Taşı kullanıldığını belirtiyor.

Fotoğraflar: Nilgün KAYA

Köken, “Ortodoks Rumlar kentlerine bakan en yüksek tepelere İlyas Peygambere adanan bir manastır veya kilise yapısı inşa ederlerdi. Ayvalık’ta İlk Kuruşun Tepesinde de bulunan kilisenin de adı Profiti İlias idi ve bu isim Ayvalıklılar tarafından Kurufitilya olarak söylenmektedir.

Psarros, Cundalı yazar Drako’dan naklederek manastır hakkında bize şu bilgileri aktarıyor.

Manastır 1766 yılında Antonios adında, o dönemin varlıklı bir Rum vatandaşın bağışlarıyla tamamlanarak açılır. Açılış Cunda despotu Gabriel tarafından yapılır.

1821 yılında Mora İsyanı sırasında bu manastır 300 kadar isyancı tarafından kullanılır. Boğazı kontrol etmek amacıyla çok uygun bir noktadadır. İsyancılar geri püskürtülür ve manastır da uzun süre yıkıntı halinde kalır. 1850-1890 yılları arasında manastırın bazı kısımlarının yıkık olarak kaldığı, bazı odaların ve şapelin yeniden inşa edildiği söylenmektedir. Bu dönemde varlıklı Mitri ailesi manastırın sağlam kalan kısımlarını kullanırken, ibadet için şapeli de kullanmaktaydı. Aile ayrıca manastır çevresindeki zeytinliklerin de sahibiydi. Cunda Adasının ilk yerleşimi Por(d)oselene ve daha sonraları Nesos/Nasos adıyla anılan Sit Alanıdır. Bu yerleşimin batısında kalan tepe üzerindeki manastır kalıntısı olan Ai Dimitri Manastırı Cunda tarihini yazan yerel tarihçiler tarafından nedense anılmamışlardır. Sayın Aslı Niğdelioğlu’nun çalışmalarına göre kullanılan malzeme dolayısıyla bu manastır adanın en eski manastırı olmalıdır. Kullanılan granit malzeme dolayısıyla bu yapı adanın inşa edilen birinci veya ikinci manastırı olduğu düşünülmektedir. Yalnız kullanılan malzemeden değil, eski yerleşime yakın olması ve inşa tarzıyla da ilk manastırlardan biri olmalıdır. Manastırın ortasında bulunan kilise veya şapelin inşasında kullanılan Sarımsak Taşı sebebiyle 1840’lı yıllarda tekrar yapıldığı söylenebilir. Manastıra ulaşımı sağlayan yol günümüzde mevcut değildir. Zaman içinde zeytinlikler için tarlalar açılırken yol ve taşları tarla sınırları için yok edilmiştir.” dedi. 

 Köken, “ Ortada yalnız şapel binası duruyordu. 8 sene önce sağlam olan şapel son birkaç sene içerisinde diğer son dönem Osmanlı döneminden kalma yapılar gibi define aramak amacıyla ağır tahribata uğratıldı. Üzülerek söylemek isterim ki, özellikle gözden uzak yerlerde tahribat çok daha vahim olmaktadır. Dedektör kullanılıyor. Tuttuğunuz zaman çiviye de ötüyor, taşın içindeki maden mineraline de ötüyor. Dolayısıyla bu tür yanılgılarla her yer ağır bir şekilde tahrip ediliyor. Maalesef gözlerden ırak bu noktalardaki kültürel miras gün geçtikçe yıkılıyor. 2012 de geldiğimde çok ufak tefek kazılar vardı. 8 sene önce sapasağlam olan şapel kısa zaman içerisinde ağır tahribata uğramıştır. Şapelin giriş kapısı pencere söveleri sarımsak taşındandı. Şapelin bu kısımları tahrip edilirken apsis kısmının ön tarafında, kapı girişlerinde yine defineci çukurları açılarak ağır tahribata uğradı. Önce çatısı çöktü sonra en son ayakta kalan yan duvarları yıkıldı. Facebook’ta yapılan yorumlarda üzülerek gördüm ki bazı kişiler bu yıkılmayı yağmura bağladılar. Oysa uzun süredir, belki 150 yıl belki 200 yıldır ayakta duran bu şapel, define için kazılınca tabii yağmurun da etkisiyle yıkılmış olabilir. Ancak yıkılana kadar ve binanın statiği bozulana kadar defineciler tarafından ağır tahribata uğratıldığı kesindir. Bu çok üzücü. Çok harika bir manzaraya sahip, stratejik, güzel bir noktada olan bu yapı turizme kazandırılır öyle değerlendirilebilirdi maalesef hali bugün bu şekilde” dedi.

Fotoğraf: Taylan Köken