“SU BİR META DEĞİL, TÜM CANLILARIN ORTAK VARLIĞIDIR”

1610

Nilgün KAYA

TKKP Ege-Güney Marmara Çevre Komisyonu üyesi Ayvalık Kent Konseyi, 22 Mart Dünya su günü’nde komisyonun açıklamasını kamuoyu ile paylaştı. Suyun yaşam hakkı olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Su bir meta değil, tüm canlıların ortak varlığıdır” denildi.

Açıklamada, “1993 yılından bu yana Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Su Günü olarak tanımlanmış olan bir gün 22 Mart.Yaşamsal bir hak olan temiz ve sağlıklı suya erişim taleplerimizin vurgulandığı, suyun yaşam için en temel gereksinim temel bir doğal kaynak olduğunun anımsatıldığı,
suyun bir meta değil tüm canlıların ortak varlığı olduğu gerçeğinin bir kez daha dile getirildiği, yaşamın devamlılığı için zorunlu olan su hakkımız için mücadele edeceğimize ilişkin kararlılığımızı vurguladığımız gün. Küresel İklim Değişimi, susuzluk ve çölleşmeyi beraberinde getirirken, son 50 yıldan bu yana Marmara denizinden daha büyük miktarda sulak alanlarımız, göllerimiz kurudu. Kar ve yağmur sularını yer altına, en iyi ormanlar geçirir. Bu nedenle şimdiden önlemlerimizi almamız, mevcut mera ve orman alanlarını korumamız hatta yeni orman alanları oluşturmamız gerekirken, son yıllarda çıkartılan veya çıkartılmaya çalışılan yasalarla, yer altı suları, denizler, dereler, ormanlar, havzalar, kıyılar, biyolojik çeşitlilik gözden çıkarılıyor, doğal ve kültürel varlıklar, yaşam alanları rant için yok ediliyor. Doğal sit alanlarında yapılmaya çalışılan değişikliklerle; yaşam kaynaklarının “koruma”sı devre dışı bırakılıp, şirketlerin faaliyetleri kolaylaştırılmaya çalışılıyor. Mutlak korunması gereken alanlarımız, her türlü enerji santrali (nükleer, termik, RES, HES, JES), altın, gümüş, nikel, demir gibi maden ocakları ve işletmelerine, çimento fabrikalarına, taş ocaklarına izin verilerek yok ediliyor. Yaşam ve ekosistemin önemli bir parçası olan su, yeterli, nitelikli ve erişilebilir olmalıdır. Su, yerini başka hiçbir şeyin dolduramayacağı yaşam kaynağımızdır. Su hakkı, Anayasanın 17. Maddesindeki Yaşam Hakkı, 56. Maddesindeki Sağlık Hakkı, 43. maddesindeki Kıyılardan Yararlanma ve 168. Maddesinde yer alan tabii servetlerin tanımlanmasına ilişkin başlıklar altında korunuyor olmasına karşın, yasalar ve yönetmelikler bu hakkı destekler olmaktan çok uzakta.
İçme ve kullanma suyu havzalarının korunması ve bu havzaların yönetimine ilişkin planlama süreçleri yaşamsal öneme sahiptir. Suyun bütünsel bir planlama ile yönetilmesi gerekirken ülkemizde karmaşık bir yapılanma var. Orman ve Su İşleri Bakanlığı su ve havzaların kalite ve miktarını izleyip planlamakta, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı atık su, kirlilik ve izin süreçlerini yönetmekte, Yerel Yönetimler  içme, kullanma ve sanayi suyu ihtiyaçlarının kaynaklardan sağlanması ve dağıtılmasını gerçekleştirmektedir.
Ekim/2017’de Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından yürütülen İçme ve Kullanma Suyu Havzaları ile ilgili yönetmelik değişiklikleri yayınlandıktan sonra, Şubat/2018 ayında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen Su Kirliliği Kontrolu Yönetmeliği’nin içme ve kullanma suyu havza alanlarının korunması ve planlanmasına ilişkin maddeleri yürürlükten kaldırıldı.
Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yönetmeliği ile içme ve kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yer üstü ve yeraltı su kaynaklarının kalite ve miktarının korunması ile iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasların yanı sıra, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğindeki mutlak, kısa, orta ve uzun vadeli koruma alanları ile kirletme yasakları yeniden düzenlendi.
Yeni düzenleme ile kirliliği önlemek amacıyla, koruma alanlarında yürütülecek faaliyetler sınırlanırken, orta ve uzun vadeli olarak koruma alanlarında Maden Yasası kapsamında yürütülecek madencilik faaliyetlerine izin verildi. Arıtılmış su deşarjı, tarım ve hayvancılık uygulamaları, altyapı ve ulaşım tesisleri gibi konularda farklı yönetim birimlerinin görüşleri doğrultusunda koşullu izinlerin önü açılarak, işletme sırasında izin koşullarının sürekliliğinin sağlanmaması riski göz ardı edildi.
Temel bir insan hakkı olarak güvenli suya erişim, yaşam kaynağımız olan su varlıklarımızın miktar ve nitelik açılarından korunması, iyileştirilmesi ve doğru planlama süreçleri ile sürekliliğin sağlanması, uygulama ve denetim mekanizmalarının birlikte uyum içerisinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Suyun tüm canlılar için vazgeçilmez doğal bir hak olduğu noktasından hareketle, suya erişimdeki eşitsizlikleri bertaraf edecek düzenin oluşturulması, yaşam için zorunlu olan suyun korunması ve doğru kullanımı, ekolojik sistemin devamlılığı için tarım arazilerinde açılan kuyularla yapılan vahşi sulamanın önüne geçilmesi, su ve havzaların koruma önlemlerinin artırılıp, yanlış sulama ve vahşi madenciliği engelleyip yaşam alanlarımıza sahip çıkılması ve  havamızın, toprağımızın, suyumuzun, kültürümüzün korunması için halkımızı ve özellikle yerel yönetimleri ortak hareket etmeye çağırıyoruz. Unutmayalım ki suyumuzu, havzalarımızı, denizlerimizi, derelerimizi, ormanlarımızı, kıyılarımızı, biyolojik çeşitliliğimizi, doğal ve kültürel varlıklarımızı, yaşam alanlarımızı korumak, geleceğimizi kurtarmak sorumluluğu hepimizin omuzlarındadır” denildi.